DİKİLİTAŞ VE APTAL BÖBÜRLENMELER

İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda dikili dev taş blogun güzel bir serüveni var , Nerden gelmiş, nasıl gelmiş ve üstünde ne yazıyor; bu sorular elbette merak uyandıran ve öğrenilmesi gereken  yanıtlar içeriyor. Ancak ben bu yanıtları ararken Mısır’a ait dev taşın altında boy gösteren böbürlenmeyi görünce bir kez daha aptallıklarla örülmüş  olduğumuzun farkına vardım.

Nereden ne zaman geldi?

 İstanbul’daki dikilitaş ilk olarak MÖ 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis adına Yunanlıların Heliopolis adını verdiği Annu kentinde dikilmiş. Üzerinde Hiyeroglif yazısı ile Tutmosis’in zaferleri yazılmış. Taş ilk olarak Bizans İmparatoru Constantinus’un dikkatini çekmiş ve Mısırlılara bir mektup yazarak bu taşın kendisine gönderilmesini istemiş:
“Gemileriniz Karadeniz’e çıkarken sizleri cömertçe karşılayan ve beslenmesine yardımcı olduğunuz bu şehrin güzelleşmesine katkınız olması için bu yekpare taşı yollamanız yerinde olur.”
Dikilitaş’ın İstanbul’a ne zaman gönderildiği tam olarak bilinmiyor. Bilinen, taşın kente geldikten sonra uzun süre yerde yatması. İmparator Thedosius başa geçtikten sonra bu dikilitaş’ı hatırlamış. Birçok zafer kazanan imparator, belki bu zaferlerini anlatması için Mısır krallarının yaptığı gibi bir dikilitaş dikmek istiyordu. Kadırga limanından hipodroma kadar olan mesafede özel bir yol hazırlatılarak taşın bugünkü yerine taşınması üç gün, burada bir kaide üzerine dikilmesiyse 32 gün sürmüştü. Belki bu sırada belki de daha önce taşınırken alt kısmındaki hiyerogliflerden biri zarar gördü.
Kim diktirdi ? 
Taş, 390 yıllarında Bizans İmparatoru Theodosius’un emriyle Hipodrom’a dikildi. Kaidedeki kabartmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkedios, Honorios ile İmparator II. Valantinianos görülür.
Taşın cephelerinde neler yazıyor ? 
Kuzeybatı cephesi:
“18. sülaleden Yukarı ve Asaği Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.”
Kuzey cephesi:
“Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.”
Güneydoğu cephesi:
“Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.”
Güney Cephesi:
“Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı.”
Buraya kadar sorun yok .. Hikaye gayet normal, Firavun sınırlarının büyüklüğü ve nimetlerin çokluğu için Ra adına bir taş yaptırıyor, devasa bir taş üzerinde yazılar var. Bu taşlardan birini 1500 yıl sonra Bizans imparatoru  istiyor. Zahmet olmazsa bir gemiye atın taşı İstanbul’a gönderin diyor. Taş gemiye yükleniyor ve İstanbul’a geliyor. Kadırga limanında Bizanslılar’a teslim ediliyor. Sonra Constantinapolisli hemşehrilerimizin gücü bu taşı taşımaya yetmeyince taş orada kalıyor. .sonra ansızın kahramanımız çıkıyor sahneye ve taşı meydana dikiyor.
Kaidede ne var ?
 
Dikilitaşın kaidesinde yer alan yazılarsa Doğu Roma İmparatorluğunda adet olduğu üzere Grekçe ve Latince yazılmış. Grekçe yazı bir anlatıcı ağzından şöyle diyor:
“Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi ve yardımına Proclus çağrıldı. Bu şekilde otuz iki günde yerine dikildi.”
“DİKME CESARETİ”  gerçekten sadece bu topraklarda yaşayan (ırksal değil havasından suyundan)  insanların cesaret edebileceği bir böbürlenme .. Hatta sadece aptalları kandırabilecek bir övünme. 
Taşı yapan hatta taşı uzak diyarlardan İstanbul’a getiren bile ortada yokken , Kadırga sahilinden at meydanına getirme başarısını(!) kaidelere yazdıran Theodosius bizden biri olduğunu güzel güzel vurguluyor. 
Aptallığın yaygın ve etkili bir hastalık olduğu çağımızda herkes insanları kandıracak, abartacak bir şeyler bulabiliyor. Bu beceriyi takdir etmiyor değilim;ama asıl takdir edilmesi gereken bu yöntemim yüzlerce yıldır aksamaya uğramadan başarıya ulaşabiliyor oluşu. Ben yaptımcı anlayışın da kaynağı bu yöntemin  garanti altına aldığı başarıdır. Avcı hikayeleri gibi abartmalara sıkışmış tarihin altında ezilmek ve kendini bu abartı dışında yeniden üretememek de bize Bizansın bu son döneminden kalmış besbelli. Yoksa kaidede dediği gibi ” bütün dünya bizi takip ediyor, biz onlara her şeyimizle örneğiz” … yok yahu. inanamayın şaka. Şaka.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s