Nesimi ve Kime Ne Deme Cesareti

Suriye’nin başkenti Şam ama ruhu Halep, eski şehrin  duvarları mermilerle bombalarla yıkılırken Suriye’nin ve bilcümle  Orta Doğu’nun onu ayakta tutan ne kadar değeri varsa  onlarda yerle bir oluyor.

Herkesin sanki dine yeni girmiş ve dinin modern seküler kavramlarla kavgası sonucu ortaya çıkmış  bir anlayışın (Selefilik) kurbanı olarak gördüğü bir kent Halep. Oysa Halep’in duvarlarını yerle bir eden, Halep’i harap eden korkunç gerçek;  Halep’in topraklarında  yüzlerce yıldır yatıyordu. Tıpkı bizim topraklarımızda yüzlerce yıldır yatıyor olması gibi. Tabiatı gereği kendi dışında bütün herkesi başkalaştırabilen ve başkalaştırdığı herkesi düşman edebilen bu anlayış, üç beş damla kan görünce serpiliyor ete kemiğe bürünüyor ve acımasız bir katil olarak karşımıza dikiliyor.

“Kime Ne? “Diyecek Cesareti Bulmak

ussr_stamp_i-nasimi_1973_4kDoğumu ve yaşamı hakkında bilgimiz çeşitli rivayetlere dayansa da ölümü hakkındaki bilgimizin bize dersler sunduğu Nesimi  1369 yılında doğuyor.Nesimi’nin eğitiminin bir  kültür çevresinde geçtiği ve tıp, astronomi, matematik ve mantık bilimlerini de ihtiva eden derin bir İslam eğitimi alıp yetiştiği kabul edilmektedir.Bu eğitimden sonra önce Sibli’nin müridi olmuştur. Sonra Hürufilik kurucusu Esterabadi Fazlullah Naimi’nin (1339?-1394) hizmetine girmiş, ondan yakın eğitim ve terbiye almıştır. Onun taraftar toplama seferlerine mürşidi olarak iştirak etmiş; onun yoldaşı ve çok geçmeden onun halifesi olmuştur. Onun kızı ile de evlenmiştir. Böylece Nesimi, Hurufilik abdallar zümresinin başı ve yol göstericisi olmuştur.I. Murad Hüdavendigâr döneminde Anadolu’da Osmanlı topraklarına da gelmiştir.

Fazlullah’ın öldürülmesi üzerine Azerbaycan’dan ayrılıp Türkçe şiirleriyle tanındığı Anadolu’ya gelen Nesimî’nin, I. Murad devrinde Bursa’ya ulaştığı ve burada iyi karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Kendisinin de Hacı Bektaş-ı Veli‘den etkilendiği ileri sürülmektedir. Ayrıca Hacı Bayram-ı Veli ile görüşmek için Ankara’ya gitmiş, Hurûfilik’le ilgili fikirleri sebebiyle huzura kabul edilmemiştir. Ancak Ali Şîr Nevaî’nin Nesimî hakkında övgü dolu sözler söylemesi onun Orta Asya Türk dünyasında önemli bir kişilik olduğunu göstermektedir. Hatta bir kısım Anadolu Beylerini de etkilemiştir. Anadolu’da fikirlerini yayacak ortam bulamayan Nesimî o tarihte Hurûfiler’in Suriye’deki en önemli merkezi olan Halep’e gitti. Halkın yanı sıra Dulkadiroğlu Ali Bey’le kardeşi Nâsırüddin ve Karayülük Osman, Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah gibi devlet adamları da fikirlerinden etkilendiler.Tanrı’nın insan yüzünde tecelli etmesi” ve “vücudun bütün organlarını harflerle izah” gibi fikirleri dönemin dini yetkililerince tepkiyle karşılandı. Bir süre sonra Halep uleması, görüşlerinin İslam’a aykırı olduğunu ileri sürerek öldürülmesi için fetva verdi. Mısır Çerkes kölemen hükümdarı Muavyed Şeyh‘in onayını alan saltanat naibi Emir Yeşbek tarafından  derisi yüzülmek suretiyle 1417 yılında öldürüldü. Cesedi Halep’te 7 gün teşhir edilmiş, sonrasında vücudu parçalanarak birer parçası inançlarını bozduğu düşünülen Dulkadiroğlu Ali Bey’le kardeşi Nâsırüddin ve Kara Yülük Osman’a gönderilmiştir.

Elbette hikayede İslam ve mezhepçilik gibi. Sünnilik ve Şiilik gibi çeşitli çatışma  unsurları var. İslama bu kadar içten bakma gereği duymuyorum, çünkü o öykülerin sonunda anlatıcılar haklı çıkıyorlar. Anlatıcıların haklı çıktığı ve bugüne hiçbir faydası olmayan öykülerin canı cehenneme.

Nesimi!nin en bilinen şiirlerinden birinde geçen

“Sofular haram demişler bu aşkın şarabına 

Ben doldurur,ben içerim,günah benim kime ne”  dizeleri bizi ilgilendiren …

Halep!te başkalarının inançlarına ters düştüğü için derisi yüzülen Nesimi  bugüne çok mu yabancı? Bugün olan bitenden  çok mu uzak başkalarının inançlarının bizleri baskılaması ?

Yüzlerce yıl önce Halep’in konuğu olmuş ve inançları yüzünden Halep’te  derisi yüzülmüş büyük şair Nesimi’nin cümlelerindeki “Kime ne?” vurgusunu anlayamayan bizler zorbalaşmış aptallara derdimizi anlatırken ne yazık ki yaptıklarımıza ve onların inançların geldiği bu son aşamaya mantıklı izahlar bulmaya çalışıyoruz.  Bu mantıklı izah ve kelamlarımız bizi bekleyen sondan uzaklaştırmayacak. Kendisini dinine uyduracağına dini kendisine uydurmuş  ve sonuçta barbarlaştırmış, başkalarının yaşama hakkı olmadığını ve tez elden cehenneme gitmesi gerektiğini düşünen insanlarla uzlaşmak temelinde bir yaklaşımın bedeli tüm özgürlük ve kazanımlarımızı kaybetmek olacaktır.

“Kime ne” deme cesareti gösterene kadar özgürlüğümüzü başkalarının ellerine bırakacağımızı unutmamalıyız. Kime ne demeden de bu özgürlüğü daha fazla koruyamayacağız. Yoksa yaşantılarımıza ve yaşamınıza gözlerinde sizin hiçbir önem arz etmediğiniz insan kalabalıklarına kurban edilip gideceksiniz/gideceğiz.

İnançlarınızı sorgulayan  herkese en azından “sana ne” deme cesareti gösterin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s