Kategori arşivi: Adem’in Günahları

Deniz Şarkısı

ALABOS

İnsanın kanı da köpüklenir

Atar kendini kıyılara, taşlara vura vura

Bir uzak buluta benzer elleri,

Pür telaş bir yelkene

uzanıp da erişemez gibi…

İnsanın da kanı köpüklenir,

kırılır dalgası beyazlanır.

Alaboslar içinde ağlaşır.

AVARA

Durgun suda ay çırpınır, Güneş yüzgeç takar

Mavi elbiseler giyer aynalanır su.

Ah ne düşler kurar olsa insan avara

Çıpasız tekmil teslim anafora.

Durgun suda yel yıkanır, sükut olur

Felenksiz suya iner yıldızlar.

Hani tutsa elinden, su bir sarmaşık olur

dolana dolana çıkar göğe,

gök bir deniz

deniz bir gök olur.

Ne güzel düşler kurar olsa insan avara,

Kimi kendine hediye kimi başkasına…

FIRDÖNDÜ

Yavaş yavaş düğümlenir ne dönerse geri

İnsanın anılarından örülüdür cehennemi.

Ateşten korur seni basit bir fırdöndü.

PUPA

Şeytan çarmıhlarından

atarım gövdemi bu ceviz kabuğuna.

Örselenmiş ve törpülenmiş düşler yatağına.

Ben bir sevişirken böyle salınırım

Bir de zamanı silerken saatlerden.

Herkese yetecek umut var ama

mutluluk var mı herkes için ?

Derler ki denizin yoktur çıkmaz sokağı

Pupa yelken, yırta yırta suları

Lavanta bahçelerinden geçerim

İmsak vakti yorgun bir gecenin .

Deniz Çayırı

Saatler baş ucumda, zaman yalınayak

biliyorum, bıraktığım yerde durmayacak

Dallarında nisan bekleyen çiçekler gibi

bir deniz çayırına düşüp yuvarlanacak.

Sonra bir kuş bozacak sessizliği

Eritip sabah güneşinde ağzındaki demir dili .

Kaç öpüşte keşfeder insan diğerinin ne dediğini ?

Güller açar, saklar dalındaki dikenleri

Su aynalanır, kırılır durur rüzgarda

Beni bir oyuncak tamircisine verdiler

Onarılmaz yaralarımı görmezden geldiler.

Öyle sustular ki beni de lal ettiler.

Biliyorum, bir o duymayacak

Çakıl taşlarının dalgaya bıraktığı sızlanmayı

Saatler baş ucumda, zaman yalın ayak

Gelmek ister misin diye sormadan

Geçip gidiyor penceremin camından .

Bu mavi deniz çayırında çiçeklensem

Başıma iki bulut, aklıma bitmez bir umut

Koysa yedi yaşında bir çocuk, öylece sussam.

Saatler baş ucumda, ayaklarımda sonsuzluk.

Gölgedeki

Bütün her şey

bir karanlıktan doğdu diyorlar

ışık da,

Bütün çöller bir denizden,

bütün bataklıklar

bir billur nehirden doğdu.

Adem’i bilmem ama

tanıdığım bütün erkekler

Bir kadından doğdu.

Annemin saçlarında gece

ağardı gün oldu.

Karımın gözlerinde deniz

göverdi bulut oldu.

Kızımın gülüşünde güneş

kırıldı gökkuşağı oldu.

Bütün her şey

bir karanlıktan doğdu diyorlar

renkler de.

Birbirine sarıla sarıla gölgeler

Büyük bir karanlık oldular.

Her şey karanlıktan doğdu diyorlar

Özgürlük de.

Prolaktin

İnsan kendi yarasından doğar,

Işıkla sıvanmış kanlı bir rahimden.

Hep tek bir çocuk doğurur, yalnızız işte bu yüzden .

Korkarak, biraz da utanarak bakar

başkalarının çokluğuna

bilmezliğe verir kimi kez, kimi kez çocukluğa

oturup acılarını paylaşır

onların umurunda olmasa da.

Ben zamanın bir yerinde bekliyorum seni

anın geçmişi öptüğü bir belirsizlikte.

Belki diyorum yeniden doğarım,

kendime yeni bir yara açarım .

Böyle böyle öğütüyorum zamanı

Yıldızlar bir bir sönüp düşüyorlar

onlarla dağlıyorum yaralarımı .

İnsan, kendi cehenneminin köpeğidir

Ateş dillidir yaralar sözcükleri .

Putları kırılan Nemrud’un İbrahim’i

attığı yerde zincirlenmiş duruyorum.

Biliyor musun yüzün yeryüzüne benziyor

Bir tohuma hemen can verecek gibi

Baharlar, kışlar, yazlar hepsi iç içe

Hepsi dağınık saçların gibi bir yerde.

Seni hep böyle hatırlıyorum.

Ya da kendimi böyle uyutuyorum geçmişin beşiğinde.

Sabahları ışık sızana kadar kör bir karanlıkta saklıyorum

Gündüz hem beni hem düşleri yaralar.

İnsan, araftadır ve nihayet

Başı sonu bir .. bir noktadır.

Dünde geçmişi, geçmişte bugünü, bugünde dünü arar.

Vazgeçemediklerinin çöplüğünde aç bir martıdır

Havalanır, daireler çizer ve aynı yere döner.

Beni kolsuz bir yel değirmeni yapsalar

Bekleyip dursam nefesini,

Ertesi ve daha ertesi.

Ayrışma

Böyledir işte aralık ortasında lodos

Ağacın kabuğunu , insanın kemiğini ısıtır

aldanıp da çiçek açanlar için ; yanılgıdır.

Bütün yanılgılar gibi çok geç anlaşılır.

Yanık bir çiçekle başlar ayrışmalar ,

İnsan yanlış sevdaları yüzünden budanır.

Sesi evlerden taşar, kapılardan, pencerelerden

soğuk , kara bir taş gibi tükürür kalbini;

Kolsuz kapsiz bir gövdeyle öylece kalır.

Böyledir işte aralık ortasında lodos

Çok erken gelip beklemekten sıkılmış

bir mevsim gibi gelip geçer .

Dalgalardan korkan küçük bir kayığın

mendireklerin, dalyanların arkasında

uzun uzun bakması gibi denize …

bir çocuğun kendi yerine korkularını büyütmesi gibi

gelip geçer zaman.

İnsan hayallerinin hapishanesidir,

Aklından hiç çıkmaz hayalleri .

Böyledir işte aralık ortasında lodos

Bütün yanılgılar gibi çok geç anlaşılır.

Ezber

Beni bir ezberle çağırıyorlar.

Güleç bir çocuktum oysa.

kırılmış oyuncaklarımı onarmaz

anı diye biriktirmezdim.

Beni bir ezberle çağırıyorlar.

Boşluğa bakıp ağlamaz,

Körebede yakalanmazdım.

Böyle kaçarak yaşadım.

Şehirlere, eşyalara, insanlara

bağlanmadım hiç.

Uykusuzluk çekmedim.

Kendimi vicdanımda tartmadım

Başkası ne dere takılmadım hiç.

Beni bir ezberle çağırıyorlar.

İş olsun diye çağırıyorlar.

Gelmiyorum işte.

taşa dÖNÜŞEN

Kırlangıçlar son şarkılarını söylüyor.

Ağıt da sayabilirsin geçip gidene,

Onarılacak şeyi kalmayanların vedası …

Ve dahası

İyi bir sığınaktır yalnızlık

Kendi içindeki göğü görene.

Oysa birlikte çıkacaktık bütün yolculuklara

yüzümüzde deniz ışıltıları,

üstümüzde uzak diyarların yıldızları.

Kokusu sinemize sinecekti hezarenlerin

Yılan, çıyan, akrep bizden uzak olacaktı.

Ne bileyim diriliyor işte

Gecede, gündüzde, gökte, gözkapaklarında insanın .

Belki bir yanılgıdır, tümüyle öyledir kimi zaman

Belki tek bir andır çoğalttığım;

Göğüs kafesimdeki kuşa bir gök bulsam

diye çırpındığım.

Kırlangıçlar son şarkılarını söylüyor.

Yağmur içinden geçiyor kanatları.

İmrensem diyorum durup dururken .

Gri bir bulut giriyor aramıza

Ne güneş var ne ay ışığı

Acaba ben mi karanlığım diyorum

kışa uzamış geceler gibi.

Aynalara bakıyorum,

Keşke diyorum tüm yaraları yüzünde olsa insanın

Hatırlaması ne kolay olur.

Oysa taşlaşıyor zaman

un ufak olmak için taşlaşıyor .

Ezberinde insanın büyük denizlerin kıyısından

O çakıl taşı kalıyor.

Sırrına Kadem

En son kuşları yol ediyoruz;

güneş inceliyor ve gölgelerimiz

daha uzakta karışıyor birbirine.

Oysa ikimiz birden yan yana

adımlıyoruz yer yüzünün sonunu .

sırra kadem basacak birazdan

kuma çizdiğin güneş

alıp götürecek yaşadıklarının çoğunu

gök kara deniz kara yer kara

karanlıklar içinde kalacak aklın da.

En son kuşları yol ediyoruz,

kanatlanmışlar kuytusunda mevsimin

başka bir yaza doğru

biz kolayca sıyrılamıyoruz

yerin ve zamanın kölesiyiz.

bir cümbüşten arta kaldık

eğledik kendimizi.

Şimdi güneşle

yumup gözlerimizi

yitip gitme vakti .

Karmaşık

Ey gece;
İnsan, aklının esiridir.
Doldurup yıldızları heybene
Zifiri karanlık da olsan
İnanmaz gördüklerine.
Ey gece,
Kimsesiz gölgelerin evi.
Uçurumların denizi.
Gelip geçiyor içinden düşler
Allı pullu bir balık gibi.
Yitirdiği ne varsa buluyor insan
Öyle bir koyun seninki.
Ey gece;
Saçları bir ıhlamur ağacı
Soluğu günbatısı.
Bilmez tükürüğün tadını
Öpüşmeyi bilmeyenler.
Ateşsiz bir cehennemdir insan
Biraz da kuşatılmışsa eğer.
Ey gece,
İnsan gözlerinden yaşlanır.
Nemli bir toprak gibi de kokmaz.
Hele gagalayıp duruyorsa kuşlar
Açık yaralarını.
Hele yoksunsa onu dağlayan parmaklardan
Kanırtılmış bir bıçak gibi
Dolanır durur içinde sevdası.
Ey gece,
Günebakanların küskün mevsimi.
Dalgaların kucağındaki bir şamandıradan
Geliyor çıngırak sesleri.
Nasıl da sahile vuruyor
İnsanın içine gizledikleri,
Kendine söylemekten çekindikleri.
Birazdan billur bir sabaha uyanacak herkes
O zaman giyinecek örtüsünü
düş dedikleri.