Çığlık

Biliyorum,
geçmişimiz karalanmış bir defter;
silik ve belirsiz suretler
barındırır içinde,
Kırılmış dallar, kurumuş kökler.

Biliyorum,
Karaladıkça daha çok can yakar
körelmiş kalem,
kuşkulu bir tereddüt
keser durur satırları.
Oysa ne zamandır
kuşa benziyor
ses tellerime konan.

Biliyorum,
Bu kentte çiçek adları verilir
çıkmaz sokaklara,
ve neresinden dönülse kardır
yarım yamalak yalanlardan.

Biliyorum,
Az ötede soluklanıyor
Koşup duran,
Neresi kanasa orayı silip atan.
Biliyorum,
Sözcüksüz bir çığlık
bir karalamayla anlatılır.
Dönüp dolaşıp uzayan .

Biliyorum,
Gölgeler birbirini
İki gökkuşağı bile.
Biliyorum o yüzden
bu veda, bu güle güle….
Biliyorum,
geçmişimiz karalanmış bir defter.
Kirleniyor şimdi de
Şimdide…

Gölge Gününün Azabı

Büyük bir geceye doğuyor ay
dövüşür gibi karanlıklar içinde
kocaman sözcükler dökülüyor ağzından
her biri kızgın bir kırbaç niyetinde
hani kış vardı ve saklanacaktı leylaklar
toprak denilen mezarlarına,
hani karın beyaz örtüsü altında
çekilecekti uzun ve derin uykular.

Bir Süryani şarabı kıvamında
gölge gününün azabı,
ve kısas gerektirir her kadeh,
diyemem sana
“bilmiyorlar, onları affet”
diyemem, çünkü merhamet
zalimin yanında kılar beni;
görüp dururum aylı gecelerde
ölü çocuk yüzlerini.

Büyük bir geceye doğuyor ay
Dövüşür gibi karanlıklar içinde.
Kuru dallar kanlı bir sunak,
Isırıyor kavından insanlar
Cehennem dişlerinin arasında.
Isırıyor cehennemi nimet sayarak.
Ben bekleyemem
o büyük kıyamın gelmesini
Çünkü sabır
çürüyüp durmakta,
çürüyüp durmakta ölü çocuk bedenleri.

Büyük bir geceye doğuyor ay
Kirpiklerde ölümcül bir deniz
yer çekimine yenilip düşüyor
bir fırtınadan arta kaldı evimiz
yeşerdi bir zeytinin kuru dalından
Göverdi bir kuşun kanadından.
Hani boğulup gitmişti köpüklü sularda
içlerinde bataklık gizleyenler.
Yine aynı zamana geldi
İnsanın başa alınan saati
yine soy verdi sop verdi
Sıcak kanı bir çocuğun kalbinden içenler.

Büyük bir geceye doğuyor ay
geliyor gölge gününün azabı
ve insan,
doğuracak bir hançerle
o kocaman
geceden
güneşli bir sabahı.

Zarifname

Alnı hala sıcak?
gün vurmuştur yüzüne
bir aşk öylece
birdenbire ölmez ki…

Yahut bütün dertlerinden uzakta
çıplak ayakları toprakta,
bir ağaç gibi
durmaz olduğu yerde.
Sallanıp rüzgarın çağrısıyla.

Zarif bir sözcüktür ayrılık
kopmadan önce
eğilir iyice.

Alnı hala sıcak!
dudaklarım konmuştur yüzüne,
bir ateş öyle
birdenbire sönmez ki…

Yahut alıp başını gitmiştir
parmaklarında bir fa minör ezgisi,
şenlik çalgıcılarının arasında
yılgın bir bedeni
diriltmektedir nefesi.

Zarif bir sözcüktür ayrılık
söylenmez fısıldanır.

Kırlangıç Öpüşü

Anladım göğüs kafesimde
her kuş hapis şimdi.
Ey kırlangıç,
bak, imbatlar bekliyor seni
kavuş artık karana.
Ey kırlangıç utanma
çünkü özgürlük
sahip olmak değil bir adaya.

Anladım göğüs kafesimde
yankılanan bu karanlık
ışıtmıyor kendi sancısından gayrisini
Ey kırlangıç,
kanadına gök ekledim
kur yıldızlara yuvanı.
Ey kırlangıç unutma
Sessiz sakin beklemek
kabullenmek değil gerçeği.

Anladım göğüs kafesimde
Bir zakkum agusu
Şifasını yitirmiş çürümekte.
Ey kırlangıç,
Bak dudaklarımın kavislerinde
öper gibi fısıldanıyor zaman
ve eksiltiyor her öpüş
geçmişte kalıyor şimdi, şu an.
Ey kırlangıç
Pişmanlık duyma
suç değil kafesinden kaçmak .

Hiç gölge yoksa hiç ışık yoktur…