Sarı Humma

içine sessizlik düşmüş lahitlerden
mezar hırsızları ne çalabilir ki…
bak soğuyor sarı sıcak taşlar
akşamın keskin soluk kılıcında.
bütün sabrımız suskunluğumuz
ne çok ihtiyacımız var oysa konuşmaya.

sen hangi yüzü seçersin kendine
hayretten başka.
hangi ses incitmeden Okumaya devam et Sarı Humma

Reklamlar

İnce Kabuk

Üşüyünce anlıyorsun, ince kırık kabuktan başını çıkarınca.
firari olan, kendini itip bırakır bir köşede
buna sevdikleri ve sevinçleri de dahildir.
İnce kabuk,
savruk bir unutkanlık rüzgarı serper üstüne
budur korunaklı olmanın bedeli.
saklambaçta acemi, körebede acemi
bir çatlayan ışığın, belki de avuçlarının arasından
sızan ve giderek kabuğun içindeki karanlıkta boğulan
o soluk ışığın peşi sıra bırakmak sahip olduğun her şeyi
budur özgürlüğün bedeli.

İnce kabuk,
kavruk bir rüzgarın dalında kuruttuğu meyvelerin
lanetli çürümüşlüğünü salar üstüne
bir de unutulmaz hep öyle anılırsın.
Yani ne vakit ve ne olarak çıkarsan kabuğundan
adın onu çağrıştırır,
onunla çağrılırsın.
İnce kabuk
içi içine sığmayanların hapishanesidir.

“vız gelen duvarlar gibi” kırılıp gitmeli
sayılan ve bu yüzden unutulan günler çıkarır cebinden
yeni yetme, nasıl da ayıklıyor gündüzünden geceyi
nasıl da vazgeçmiyor bu kemiksiz hevesten .
İnsanı insandan ve belki de zamandan
dağ ayırmaz, nehir ayırmaz, yol ayırmaz.
Okumaya devam et İnce Kabuk

Erkenci Kuşlar Cinneti

Sence atlaslar doğru mudur?
yoksa rüzgar bizden daha mı iyi bilir yolu?
gelip gidiyor muyuz
yoksa savrulup duruyor mu ?
gagamızda ünlemler yerine
çer çöp olmuş bir sürü soru
nefeslendik işte bu bezgin deltada.
öyle yoruldum ki
burası değil sazlık
üstünde kuş adları yazılı bir mezarlık
olsa da
bırakacağım kendimi.
hoş geldin erkenci kuşlar cinnetine
diye karşılıyor bizi yağmur.
ben de öpüyorum suyu
sonra birden sırılsıklam bir irkilme
düşüyor ister istemez başım
gövdemin tam ortasına.
Sence atlaslar doğru mudur?
buraya mı gelmek istedik kanat çırpa çırpa
yoksa burada mı dindi fırtına? Okumaya devam et Erkenci Kuşlar Cinneti

Anavaşya*

biz biliyoruz bir kapanda yol aldığımızı
hüzün mavisinden bir kara-denize
ama işte
sonsuza kadar yaşamıyor balıklar
martı çığlıkları arasında bizi saran ağlar
bir düşe düştüğümüzün kanıtıdır.
ve de bir düş için
“neden vaz geçersin”in yanıtıdır.
biz de biliyoruz
Kız Kulesini görünce dönmek gerekir
uçsuz bucaksız denizlere
ama işte
özgürlük Rumeli Fenerinin ötesinde
troller, küçük tekneler, oltacılar Okumaya devam et Anavaşya*

Suskun Kilit

su kainatın bestekarıdır, derler.
dağların arasına sokulmuş gümüş bir hançer,
hünerli bir sabaha uyandırır seni.
su kainatın bestekarıdır,
dinle ondan hakikati.

Sicim yağmurun da sıfatıdır
uzayıp gider göğe doğru.
Efulim efsun kokar toprak sonra
Düşün
Şişman bir ekvatordan yükselmiş bu bulutlar;
Akıp gelmiş İstanbulu’un boğazına
Gökte bizim görmediğimiz bir nehir var.
Kopup bir yıldız gibi düşüyor damlalar
saçların belki ondan parıltılıdır
ondan yakışır karanlık sulara yakamozlar.

Suskun bir kilit olarak duruyor dilimiz
becerememiş işte su gibi akmayı
gerçeği billur bir cam gibi ortaya bırakmayı. Okumaya devam et Suskun Kilit

Narinleşme/ Gazel

GAZEL

Kelebekler kanat çırpmaz, sessizlik narinleşmedir
Tutsa da gök kuşağının ucundan, renksizlik narinleşmedir.

İnsan iki kişi taşır kozasında, dargın birbirine
Bilir öteki gitse yalnız kalacağını, bilgelik narinleşmedir.

Bütün hayatlar kısadır, ertelenip durduğunda
Yağmalar durur insan onu aceleyle, müzminlik narinleşmedir. Okumaya devam et Narinleşme/ Gazel

Sabaha Uyanmak

Sen çağırdığın için geldim
bu güneşli sabaha,
yoksa ben,
umarsız bir kedi gibi yatıp yuvarlanmayı
ve hiç bir şeye aldırmamayı
çok iyi bilirim.
Sen çağırdın diye geldim.
Kasım ayı
güneş yatay kesiyor gökyüzünü
güneş var , ama soğuk
dişlerini parmaklarımda bileyen bir çocuk .
Çiçekler içinde geldim
Aldanmış tohumların başını uzattığı o bahçeden .
Uzamış mı yarım mı kalmış bilmem .
Sen çağırdın diye geldim.
Sabaha uyandım bu yüzden .
Miskin bir geceden .
Bütün pencereleri yokladım
en yıldızlısından uzattım gövdemi
bir martı gibi kanatlarım yok,
belki geri de dönemem,
suyunu yitirmiş nehir yatakları gibi
yosun kokusu arasında
çürüyüp gitmeden, Okumaya devam et Sabaha Uyanmak

Gölgenin Simyası

Bir şey kaldı gece yarısında, senden,
gövdemin tam ortasına oyulmuş bir güneş
belki yüzünün ıslak bir yarısı
belki incinmiş ruhunun kanayan bir yarası
bir şey kaldı gövdemin tam ortasında
gece yarısında, karanlığı çizmiş bir gök taşı .
buhurdan bir gölge, belki ter belki göz yaşı

Bir gündüz sokağına çıksam ve ay gömülse
denizine koşan bir kaplumbağanın o son bakışı
ilişir gözlerime. Okumaya devam et Gölgenin Simyası