Sonsuzluk Çemberi

Sevgilim, benim huruf-u mukattam sessizliğimdir
kem kümle başlar ve dolanır durur
cümle kapısından giremez sözcükler içeri .
billur bir sesle anlatabilseydim;
bir yerinden kırılır dağılırdı bu sonsuzluk çemberi .

seferberlikten dönüyor kargalar
ekin zamanı ve gün boylu boyunca uzamış
korkuluklar kaybetmiş savaşı;
boyunları bükük,
dağılmış mısır püskülünden saçları
ve bazen kader birbirine benzetir insanları
ve hatta
korkuluklara.

Sevgilim, benim huruf-u mukattam sessizliğimdir,
günler yüzyıl sürer kimi kez
ve sözcükler gibi Okumaya devam et Sonsuzluk Çemberi

Reklamlar

Fenike

kadınlar
Beyrut’ta lal taşından heykeller yapar
mercan renkli kumaşlar giyerlerdi
ve kadınlar zeytin ağaçları gibi kokar
limon çiçeği gibi gülümserdi.

Aradus, Simyra, Tripoli birer şehirdi
Akdenizi vatan sayardı denizcileri
deniz kabukları gibi vurana dek kıyıya.
ve iki tanrıya adanmıştı duaları
biri kadın diğeri erkekti;
tamiras nehrinin kıyısında sevişirlerdi .

ve zenginlikleri sürsün diye
çocuk kurban ederlerdi tanrı Baale Okumaya devam et Fenike

Güneşin Gölgesinde

uykulu bir kirpi gibi içe kıvrılmış
ve başı dizlerine değer halde
kendimi bu büyük geceden koruyorum.
böyle sonsuz gün batımlarında
uzayan gölgemin benden
uzaklaşıp gitmesinden korkuyorum.

sana yollar yaptım, düz bir labirent;
çıkmaz desem,
adımını bile atmazsın.
biliyorum intiharın yavaşçası
tutku denen bu kement…

güneşin gölgesinde bir bulut,
rüzgarın ellerinden tutuğu
saçlarına keder düşmemiş bir çocuk
gibi salınıyor, Okumaya devam et Güneşin Gölgesinde

Veba

Bir gün suyu çekilir denizlerin
nehirler vazgeçer o büyük zahmetten
okyanuslar birer çöle döner, arta kalan ne varsa
çürüyüp gider güneş altında.
sen geçmişini görürsün,
gecırtılı, paslı ve kokuşmuş;içinde bir bulantı
bırakarak sana döner her anı.
ama işte Meryemin babasız çocuğu gibi
seni çağırıyor ve ölmüyor bir türlü .
Bir gün ustası olduğunun acemisi
ve kendi zaferlerinin yenilgisi
olarak düşersin kayıtlara
belki de senin hatırlamak istemediklerini
unutturmaz başkası sana
bir türlü geçmeyen pis kokulu yaraların
kabuk da bağlamaz, ve yavaş yavaş görürsün
etinin tırnağını terk edişini.
Kanatlı bir kısrak ve ucu kör bir mızrak
ile gelse unutuş değil mi ?
ansızın ve kolayca; bak bu avuntu
bir çocuğun ustalığıyla savuşturulur ancak
tutunuverirdi gerçeğin kendisine
içine binlerce hayal katarak.
Okumaya devam et Veba

Meczupya

-I-
Kim verir kalbini aşk ile adı mecnun olur
Kim verir ki aklını efkar ile adı meczup olur.

-II-
Bir fotoğraf ilişti elime, geçmiş zamanın birinde
üstümde bir tişört, tişörtte çemberini kıran çocuk.
Çocuk elbet kıramadı çemberini; biriktirdi
içinden çıkılmaz bir küre yaptı,
Okul duvarlarında “Bekle Bizi İstanbul” şiirini asmışlardı
şiir için dayak da yemişlerdi
Oysa beklemiyordu hiçbir şey,köhnüyordu
Beklemek belki İstanbul’u belki de onu yordu.
Sonunda yalnızlığını örgütledi bir tek.
öyle iyiydi ki bu işte yalnızlık ondan hiç ayrılmıyordu .
Yalnızlıkla teklik aynı değildi elbet. Okumaya devam et Meczupya

Elpis / Tükenmeyen Umut

Umut güzel bir sözcük. Geleceği farklı kılabilme ihtimali. Bu bazen bütün dünyaya ilişkinken (ütopya) bazen o insanın kendi kaderini yenebilmesi üzerine kurulu.
Çoğu kez boş bir hayal, karşılık bulmayan bir çaba, sonuçlanmayan bir beklenti.
Mitolojide umut hakkında çok güzel bir öykü var. Çoğumuz biliyoruz;biliyoruz ama ona yeniden ve umutla bakma becerisi gösterebiliyor muyuz? O bilinmez.
Önce hikayeden başlayalım.
Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a, balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekâya sahip Pandora’yı eş olarak gönderir. Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora’ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kavanoz/kutu hediye eder ama bu kavanoz asla açılmamalıdır. Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, kavanozu açar ve içindeki tüm kötülükler dünyaya yayılmaya başlar. Ancak son anda kutuyu kapatır bu da insanların içindeki “umut”tur. Okumaya devam et Elpis / Tükenmeyen Umut

yeşermek

zaman büyük telaşları taşlaştırıyor;
yazıcılar, kutlu kabahatler kitabına
bir soluk kondurmuşlar, dur hele,
çek içine bu engerek zehrini
kıvrılsın sesini verdiğin nehir mendereslerle
tedirginlik kötürüm etse de seni
yeni şeyler yeşertir bil ki her çürüme …

deltalarda ayrışır bir bir biriktirdiklerin
ıslak bir gökyüzüdür deniz, biraz da tuzlu
kuyruklu bir kurbağa yapar seni korku Okumaya devam et yeşermek

Cihannüma

Ay denizden ışık içiyordu deniz aydan
yarı uykuluydu kendini geçmişle zehirlemiş an
elif lam mim, tetik parmağı kalbidir şairin;
sözcükler arasından sızar sıcak bir kan

Ay denizden ışık içiyordu
gıcırtılı bir ninni söylüyordu sandallar geceye
“annesinin rahminden başka kaç kapıdan geçmişti”
bilmiyordu
parmağıyla bir rüzgar, suya parıltılar çiziyordu
pıhtılaşmış gözyaşları arasından
yeniden doğuyordu.

bir fener yanıp yanıp sönüyordu,
yıldızları bir silip bir çiziyordu. Okumaya devam et Cihannüma

Huyela

Bak bu bir ayettir; gelir yalnızlık tanrısından
uzun suskunlukların sonuna konmuş bir nokta
bölünmüş uykuların  alacakaranlık şafağında
tecrit edilmiş yerlerinden düşer aklıma.

Ihlamur kokusundan, deniz tuzundan
ve bin renkli çiçekten arıtılıp bal edilmiştir,
kaç kış gömülü kalmış toprağın altında
kaç kıyam görmüş ve yeniden diriltilmiştir. Okumaya devam et Huyela