Şeytan ve Aydınlanma

Yedi büyük günahtan kibirle anılan ve baş şeytanlardan sayılan Luciferin adı “ışık” sözcüğünden türemiş durumda. Işık getiren şeytanın karanlıkların efendisi olması ise aydınlanmanın din üzerinde yarattığı baskı olsa gerek. Bilim ve aydınlanmanın şeytan uğraşı sayılmasının ve bugün dahi dinlerin bilimle barışık yaşayamamasının trajikomik hali Lucifer’ in adında yatmaktadır. Okumaya devam et Şeytan ve Aydınlanma

Ninni ve Ağıt…

Dünya kendi zalimliğini doğurmuş;

ne kendini kendinden doğurabilir ki ,

içine doğru fısılda ve güven ver bana

nefes gibidir ve terk eder seni her şey zamanla .

ne tuhaf , bu karanlıkta yaşayıp bir akdenizde boğulmak.

bir göç mevsiminde kanatları olmadan doğmak

Ne tuhaf.

tut bütün sözcükleri, incitmeden kanatlarından

bir uğur böceği gibi bırak içine, bana doğru fısılda

ruhumu doğuran bir göbekbağı gibi

tekrarla bu ninniyi. Okumaya devam et Ninni ve Ağıt…

Uyku

demir nasıl erirse bir dağın içinde uyku da öyle eritir zamanı,

çaresiz bir mühürle kapatıyorum göz kapaklarımı …

Oysa direniyordu içimde, kendi kendini zikreden bir korku

tanıdık şeyler tekrarlandıkça nasıl da köpekleştiriyor insanı .

ansızın sabah olur diye kıvrıldım, işte böyle bir karanlığa

sen yanı başımda bir bize döndün, ödünç alınmış bir düştü.

durmadan çoğaltıyordu kendini sana ait kelimeler

sen yanı başıma kıvrıldın, uyku bir içe dönüştü. Okumaya devam et Uyku

Necropolis

Bıraksalar aynı tarlada boy versek

aynı kırlangıç çağırsa yağmuru.

“And olsun biz insanı kuru bir çamurdan suretlenmîş balçıktan yarattık.”

ve tufandan arta kalan da bir avuçtu.

Ölü evler bıraktık geride

ve döneriz diye yollara attığımız bedenler de henüz çocuktu.

Harabelerden dirilmez bedenlerimiz, dirilmez;

Toprak atsan da üstüme ey Kabil

Işık gecede gizlenmez.

Gizlenmez. Okumaya devam et Necropolis

Gücün Ahlaksızlığı: Poseidon

İnsan zihninin derinliklerinde tüm çirkinliğiyle sızan bir üçleme var: Erk(EK) – İktidar -Güç Birbirine eşit olmayan ama birbirini tetikleyen bu üçlemenin egemen kültüründen sıyrılmak bizim gibi ölümlüler için bir ömür sürebiliyor. Kirlenmiş benliğimizi temizlemek, öyküleri baştan dinlemek, tersten okumak ve sonunda gerçeği bulmak için çırpınıp duruyoruz.

Genel ahlak gücün yaptığı ya da yapmadıkları üzerinden tanımlansa da (yani değişse ve başkalaşsa da) genetik olarak gücün bir ahlaksızlığı var ve kendi ahlaksızlığını genel bir ahlak olarak dayatma meşruluğunu da kendinde görüyor. Yani eğer bilincimiz bizi çeviren bilgi kirliliğinin altında yatan gerçeğe ulaşamamışsa, bir bilinç kırılması yaşayamamışsak gücün ahlaksızlığı çok da popüler bir biçimde bir genel ahlak yasasına dönebiliyor. Okumaya devam et Gücün Ahlaksızlığı: Poseidon

Adaletin Kuşu:Ma’at

Bir kavramın soyutlanması ve erdem haline getirilmesi onun yaşamdan dışlanması, olagan insanlar tarafından yapılabilir, uygulanabilir olmaktan çıkarılması demek. “Adalet” de herkesin düşünü kurduğu, kendine istediği, başkasında aradığı bir kavram. İtelenmiş, üstün bir bilincin gölgesine bırakılmış, yok sayılmış.

Tüm aptallıklarımız arasında ilk sıraya konacak olanı insan olmayı reddetmemizdir. Tarihsel sürecimizin biriktirdiği ne kadar insani ölçüt varsa onu tanrılara bağışlamamızdır. Vazgeçmek, hele iyiden ve güzelden vazgeçmek tanrıları insan kılarken bizi açgözlü bir hayvan kılmaya devam ediyor. Okumaya devam et Adaletin Kuşu:Ma’at