Adak

Degas bir bal mumu külçesini
balerine çevirdiğinde
küçük kız on dördünde.
ve bilmiyor daha nasıl yapılır frape.
Degas bir bal mumu külçesini
Özgürlüğe uçarken
kanatları eriyen
İkarus yapmadı .
Belki de bu yüzden
Adandı gözleri yaşlılığında
Kör ve ışıksız göçtü bu dünyadan.
Bilmem.
Ben inanmam ilahi adalete. Okumaya devam et Adak

Reklamlar

Sabaha Uyanmak

Sen çağırdığın için geldim
bu güneşli sabaha,
yoksa ben,
umarsız bir kedi gibi yatıp yuvarlanmayı
ve hiç bir şeye aldırmamayı
çok iyi bilirim.
Sen çağırdın diye geldim.
Kasım ayı
güneş yatay kesiyor gökyüzünü
güneş var , ama soğuk
dişlerini parmaklarımda bileyen bir çocuk .
Çiçekler içinde geldim
Aldanmış tohumların başını uzattığı o bahçeden .
Uzamış mı yarım mı kalmış bilmem .
Sen çağırdın diye geldim.
Sabaha uyandım bu yüzden .
Miskin bir geceden .
Bütün pencereleri yokladım
en yıldızlısından uzattım gövdemi
bir martı gibi kanatlarım yok,
belki geri de dönemem,
suyunu yitirmiş nehir yatakları gibi
yosun kokusu arasında
çürüyüp gitmeden, Okumaya devam et Sabaha Uyanmak

Gölgenin Simyası

Bir şey kaldı gece yarısında, senden,
gövdemin tam ortasına oyulmuş bir güneş
belki yüzünün ıslak bir yarısı
belki incinmiş ruhunun kanayan bir yarası
bir şey kaldı gövdemin tam ortasında
gece yarısında, karanlığı çizmiş bir gök taşı .
buhurdan bir gölge, belki ter belki göz yaşı

Bir gündüz sokağına çıksam ve ay gömülse
denizine koşan bir kaplumbağanın o son bakışı
ilişir gözlerime. Okumaya devam et Gölgenin Simyası

Ölü Saatler Mezarlığı

Biz tekrarlanan bir anın esiriyiz
Ölü saatler mezarlığında.
Düşünü hayra yoramamış bir köle Yusuf
yahut çarmıhında kimsesizliğine ağlayan bir mesih
Biz tekrarlanan bir anın esiriyiz
yüz yüze bakıyor yoksunluğumuz
bir kış soluğu gibi kesik kesik
yitiyor gidiyor, düşüyor işte yere
suretini aşk diye bellediklerimiz.
tekrarlandıkça ezberimi bozan şeyler
ölü saatler mezarlığına gömülüyor;
biz sırrı silikleşmiş bir aynanın esiriyiz.
sureti belirsiz ve yüzü görünmüyor
uzakta kalmış bir geçmişin
içi geçmiş bir haline çekimleniyor
bizi mutlu eden eylemler.
Ancak ölümlüler esiridir zamanın
bir de unutmak istemeyenler
biz tekrarlanan bir anın esiriyiz
içimize bir küf üflemişler
bir de yer çekimine yenik kavruk yaprakları
belki bundandır sevişimiz bu sonbaharı .
Okumaya devam et Ölü Saatler Mezarlığı

Ergime

Güneş gölgeleri bir fil dişi yumuşaklığında yontuyor
sırtına mor bulutları çekmiş yaşlı bir gökyüzü…
Eriyip gitmekte zaman;
ağulu dişleri çekilmiş bir yılan gibi
taşların altında saklanıyor.
Pasaportunda gülen bir fotoğrafla
gümrükten geçiyor;
geçmişi dün bile olmamış bir çocuk,
yanık hanelerin közünden çalınmış
onun yüzündeki küçük solgun ışık
ve gölgeyi andıran,
memeleri kurşun yarası, sütü kan
bir annenin ellerinden tutuyor. Okumaya devam et Ergime

Sonsuzluk Çemberi

Sevgilim, benim huruf-u mukattam sessizliğimdir
kem kümle başlar ve dolanır durur
cümle kapısından giremez sözcükler içeri .
billur bir sesle anlatabilseydim;
bir yerinden kırılır dağılırdı bu sonsuzluk çemberi .

seferberlikten dönüyor kargalar
ekin zamanı ve gün boylu boyunca uzamış
korkuluklar kaybetmiş savaşı;
boyunları bükük,
dağılmış mısır püskülünden saçları
ve bazen kader birbirine benzetir insanları
ve hatta
korkuluklara.

Sevgilim, benim huruf-u mukattam sessizliğimdir,
günler yüzyıl sürer kimi kez
ve sözcükler gibi Okumaya devam et Sonsuzluk Çemberi

Fenike

kadınlar
Beyrut’ta lal taşından heykeller yapar
mercan renkli kumaşlar giyerlerdi
ve kadınlar zeytin ağaçları gibi kokar
limon çiçeği gibi gülümserdi.

Aradus, Simyra, Tripoli birer şehirdi
Akdenizi vatan sayardı denizcileri
deniz kabukları gibi vurana dek kıyıya.
ve iki tanrıya adanmıştı duaları
biri kadın diğeri erkekti;
tamiras nehrinin kıyısında sevişirlerdi .

ve zenginlikleri sürsün diye
çocuk kurban ederlerdi tanrı Baale Okumaya devam et Fenike

Güneşin Gölgesinde

uykulu bir kirpi gibi içe kıvrılmış
ve başı dizlerine değer halde
kendimi bu büyük geceden koruyorum.
böyle sonsuz gün batımlarında
uzayan gölgemin benden
uzaklaşıp gitmesinden korkuyorum.

sana yollar yaptım, düz bir labirent;
çıkmaz desem,
adımını bile atmazsın.
biliyorum intiharın yavaşçası
tutku denen bu kement…

güneşin gölgesinde bir bulut,
rüzgarın ellerinden tutuğu
saçlarına keder düşmemiş bir çocuk
gibi salınıyor, Okumaya devam et Güneşin Gölgesinde

Veba

Bir gün suyu çekilir denizlerin
nehirler vazgeçer o büyük zahmetten
okyanuslar birer çöle döner, arta kalan ne varsa
çürüyüp gider güneş altında.
sen geçmişini görürsün,
gecırtılı, paslı ve kokuşmuş;içinde bir bulantı
bırakarak sana döner her anı.
ama işte Meryemin babasız çocuğu gibi
seni çağırıyor ve ölmüyor bir türlü .
Bir gün ustası olduğunun acemisi
ve kendi zaferlerinin yenilgisi
olarak düşersin kayıtlara
belki de senin hatırlamak istemediklerini
unutturmaz başkası sana
bir türlü geçmeyen pis kokulu yaraların
kabuk da bağlamaz, ve yavaş yavaş görürsün
etinin tırnağını terk edişini.
Kanatlı bir kısrak ve ucu kör bir mızrak
ile gelse unutuş değil mi ?
ansızın ve kolayca; bak bu avuntu
bir çocuğun ustalığıyla savuşturulur ancak
tutunuverirdi gerçeğin kendisine
içine binlerce hayal katarak.
Okumaya devam et Veba